Mar 092012
 

Pragmatizm, aksiyon anlamına gelen yunanca pragma sözcüğünden türetilmiştir. İngilizcedeki uygulama, hareket, pratiklik gibi anlamlara gelen ‘practice’, ‘practical’ sözcüklerinin atası da bu, pragma köküdür. Köken aldığı bu sözcük gibi pragmatizm de gerçekleşen bir eylemin kendisinden çok pratikte ortaya çıkaracağı değişimle ve sonuçla ilgilenir.

Faydacılık olarak dilimize çevirebileceğimiz pragmatizm, felsefeden ekonomiye birçok kullanım ve gelişim alanı olan bir düşünce sistematiğidir. Bu sistematiğe göre herhangi bir düşünceyi veya eylemi ‘iyi’ veya ‘doğru’ olarak değerlendirebilmek, onun ‘fayda’sına bağlıdır. Köklerini Hedonizm (Hazcılık) kavramını geliştiren Epikuros (Epikür) e dayandırabileceğimiz bu kavram aslında pragmatizmle çelişen yanlar da içerir, çünkü Epikür’ün hazcılığı materyalizmden yoksundur; hazdan ruhsal hazzı anlar. O’na göre mutlu olabilmek, içsel huzurun eldesiyle mümkündür, bu yüzden materyalist kazançların değil bilge olabilmenin peşinde koşulmalıdır.

Pragmatizm, kapitalist düşüncelerin de temel aldığı bir düşünce akımı olarak ilk önce John Stuart Mill ile İngiltere’de karşımıza çıkmış ; takiben Amerika’da Charles Peirce, William James, John Dewey gibi isimlerle gelişimine devam etmiştir. Peirce ve James, düşüncelerin, ortaya çıkardıkları eylemler karşısında önemini kaybettiğini, önemli olanın yaratılan davranış değişikliği; dolayısıyla da eylem olduğunu vurgulamıştır. Dolayısıyla hangi eylem bizim için pratik fayda yaratıyorsa o eylem doğrudur, bir diğer deyişle, yapılması gereken eylem, bize fayda sağlayandır. Bu yüzden de pragmatizmin temel kuralı olarak şu cümle kabul edilir: “If it works, it’s true.” (İşe yarayan şey, doğrudur)

Bilgiye doğruluğundan öte kişiye ne kadar faydalı olduğu yaklaşımının, Amerika’daki temel yaşam öğelerinden biri olduğu düşünülebilir. Bununla birlikte bu yaklaşım yalnızca Amerikan halkının benimsediği bir yaklaşım olarak kabul edilemez. Gerek bireysel gerek ulusal anlamda günümüzde birçok toplumda bu düşünce çeşitli uygulama alanları bulmuştur. Ne var ki sadece bireysel anlamda değil, ulusal anlamda da bu düşüncenin uygulanması, pragmatizmi, köken aldığı ruhsal doyumdan uzaklaştırıp maddi doyumla, dolayısıyla materyalizmle eşdeğer hale getirmiştir. Böylelikle kişilerin kendilerine en faydalı olan eylemi gerçekleştirme düşüncesi, ulus olarak ele aldığımızda kendi ulusuna menfaat getirebilecek her eylemin ‘doğru’ olarak kabul edilmesiyle sonuçlanmaktadır.

Kişiye en yararlı bilginin doğru olarak kabul edilmesi, doğru bilginin ne ölçüde objektif olduğu konusunda soru işaretleri yaratır. Bu yüzden pragmatik düşünce sonucunda elde edilen doğru, mutlak değil geçici bir süre için doğrudur. Amerikan toplumunun neden ‘sonuç odaklı’ bir toplum olduğu buradan anlaşılabilir: çünkü hem süreci değerlendirecek nesnel ölçütler yoktur, hem de süreçle ilgilenmenin anlamı yoktur; önemli olan sürecin ulaştığı sonuçtur.

“‘The true,’ to put it very briefly, is only the expedient in the way of our thinking, just as ‘the right’ is only the expedient in the way of our behavior.”

William James

Pragmatizm, toplumda çeşitli yansımalarla karşımıza çıkar. Günümüzde sadece ABD ile sınırlamaksızın birçok şirketi, çalışanlarının çalışma koşullarından çok elde ettikleri kar ilgilendirmektedir. Bu da elde edilen kar hedefi tutturamayınca kolaylıkla işten eleman çıkarma ile sonuçlanmaktadır. Peki bu sonuç odaklı düşünce her zaman şirketlerin verimliliğini artırır mı? ABD özeline geri dönersek böyle olmadığını Enron skandalı gibi gerek çalışanların gerek hissedarların karın gerisinde yer almalarının yarattığı problemler gözler önüne sermektedir.

Amerikan toplumundaki başarı odaklı yaklaşımın da özümsediği pragmatik felsefeden köken aldığı düşünülebilir. Dolayısıyla sonuca, özellikle de başarılı sonuca götürmeyen her yol gereksiz görülmektedir. Bu da kar-zarar odaklı düşünceyi günlük yaşamın merkezine yerleştirir.

Faydacılık, Dewey’de görebileceğimiz gibi felsefi bir akım olarak düşünülmemelidir, aksine hayatın ta kendisidir. Zaten felsefi ve soyut yaklaşımları, günlü hayatın zorluklarından bir nevi kaçış gibi görmektedir.

Amerika’nın toplum olarak ilerlemesinde faydacılığın katkısı şüphesiz büyüktür. Özellikle Amerikan İç Savaşı’nın ardından sanayinin ilerlemesi, sosyokültürel gelişim ve modernleşme, pragmatizmin ilerlemeci söylemlerinden köken alır. Peki faydacı yaklaşımda olumsuz olan nedir? Ortaya çıkan her eylemin faydacı zihniyet çerçevesinde meşrulaştırılabilmesidir. Dolayısıyla hata kabul etmez; yapılması gereken, yapılmıştır.

Faydacılığa dair düşüncelerin amacından saptırılıp, kişilerin çıkarları uğruna her şeyi yapabileceklerini gösteren  ‘başarıya giden her yol mübahtır’ ifadesi ve bu ifadenin uygulanışı, özellikle politik arenada bizi farklı bir akıma götürür: ahlak olgusunun tamamen soyutlanmadan etkili bir devlet politikası yönetilemeyeceğini savunan, dürüstlükten tamamen yoksun siyaseti savunan Makyavelizm.

       “…he who seeks to deceive will always find someone who will allow himself to be deceived.”

Niccolo Machiavelli

İtalyan Rönesans hareketinin en önemli figürlerinden biri olan Machiavelli, Mill’den 3 asır önce yaşamış bir isimdir. Ona göre İtalyan birliği, ancak ve ancak,  dindar olsa da olmasa da en çok dindar görünen kişi tarafından kurulabilirdi. Bu uğurda ise din, ahlak gibi kavramlardan tamamen soyutlanarak sadece başarıya odaklanılmalı, başarıya götüren her yol, seçilmesi gereken yol olarak görülmeliydi. Dolayısıyla politika ve tarih biliminin kurucusu sayılan bu Floransalı düşünür, faydacı yaklaşımın da politikaya ilk uyarlamalarını gözler önüne sermektedir.

Görüldüğü gibi pragmatizmin filizleri tarihte Amerika’nın bir devlet olarak karşımıza çıkmasından çok daha erken atılmıştır. Amerika’nın da içinde bulunduğu birçok toplumda pragmatizm ve uzantısı olan fikir akımları çeşitli uygulama alanları bulmuştur. Tarih boyunca karşımıza çıkan bu uygulamalar, şüphesiz ki birçok toplumu şekillendirmeye devam edecektir.

Pelin Bulut
USMER

Sorry, the comment form is closed at this time.