Eki 222011
 

Amerika ve müzik: Temel müzik formlarına bakış

Amerikan toplumunun yapısında görüldüğü gibi müziğinde de değişik formlar, yapılar mevcuttur. Gerek Afrika’dan topluma gelen göç dalgası, gerek halkın karşılaştığı sorunlar yerli halkın değerleri ile birleşerek birçok müzik formunun doğmasına yol açmıştır.

Afrika-Amerikalı esintiler taşıyan müziğin temelinde Blues yer almaktadır. Bu form, hem Jazz müziğin hem de Rock&Roll müziğin temelini oluşturmaktadır.

Jazz, ülkeyi baştan sona kaplayan temel müzik formu olarak düşünülebilir. Birçok alt türü bulunur, hala gelişmekte ve birçok yeni müzisyen için referans noktası oluşturmaktadır.

Afrika-Amerika gospel müziği, kilise müziği esintileri taşıyan, diğer türleri de etkileyen bir form olarak karşımıza çıkar.

Günümüzde birçok kaynağa göre bu üç tür temel alınmak üzere Soul, Rock and Roll gibi bu ritmlerin farklı bileşimlerinden oluşan formlar da mevcuttur.

‘Jazz’

Caz müzik, ‘ABD’nin klasik müziği’ olarak bilinmektedir. Amerikan toplumunda 20.yy başlangıcı ‘Jazz Age’ (Caz çağı) olarak adlandırılmıştır.  Bileşenleri arasında Blues, Afrika ve Avrupa kökenli esintiler mevcuttur. Parodilerde, müzikallerde, danslarda, bayramlarda, muhtelif şenliklerde ve cenazelerde sıklıkla tercih edilen bir form olmasının yanı sıra zamanla toplumun içine ve her dinleyici kitlesine seslenen bir tür olarak kendine yer edinmiş, birçok müzik türünü yakından etkilemiş ve geliştirmiştir. Üstelik bu etkileşim sadece ABD ile de sınırlı değildir, geçmişten günümüze hemen hemen her ülkede caz esintileri, caz müzik paylaşımı adına gerçekleşen festivaller bulunmaktadır. Günümüzde bu kapsamda gerçekleştirilen Türkiye’deki paylaşımlara 18 yıldır başarıyla yürütülen İstanbul Caz Festivali örnek verilebilir.

Başlangıç noktası tam olarak bilinemese de 19.yy-New Orleans ve güneyi kökenli olduğu düşünülür. Ancak temelde Afrika’dan Amerika’ya göç eden siyahların yaşadıkları duyguları içinde barındıran müziklerini de beraberinde getirdikleri düşünülürse kökeninin Afrika olduğu görülür.

New Orleans’ın ticari ve kozmopolit yapısı, farklı kültürlerden insanların müzik zevklerini buraya taşımalarına olanak tanımıştır. Renkli gece hayatı ve canlı müzik sunan yerlerin çoğalması, yeni müzisyenlere ve yeni müzik türlerine olan yoğun ilgi, bölgeye gelen müzisyen sayısının artışındaki diğer faktörlerdir.  Bu ortamda caz müziğin temellenmesi ve yaygınlaşması da kaçınılmaz olmuştur. New Orleans’lı cornet ve trompet virtüözü Louis Armstrong (1901-1971), Jazz türünün geniş kitlelere duyurulmasında önemli yeri olan bir isimdir. Özellikle günün popüler şarkılarına caz standartlarında yaptığı doğaçlamalar ile kendisini izleyen caz müzisyenlerine örnek oluşturmuş, benzeri doğaçlamalar günümüze dek süregelmiştir. Kendisinin ‘La Vie en rose’ performansı, buna örnek verilebilir.

Dolayısıyla 19.yy’da ABD’de caz müzik yaygınlaşırken Avrupa’daki  konser piyanistlerinin de sıklıkla doğaçlamaya yer vermeleri tesadüf değildir. Bu doğaçlamalara  Debussy’nin ‘Préludes’ eserleri  örnek verilebilir. (Preluding, Alman ve Fransız klavye stillerinde doğaçlama anlamına gelmektedir)

20.yy başlarında siyahî isimlerin ağırlıkta olduğu caz gruplarının Count Basie ,Duke Ellington gibi vokallerine, 1940 sonrası Glenn Miller, Harry James, Artie Shaw, Les Brown gibi beyaz vokaller de eklenmiş, ‘swing’ devri kendini hissettirmeye başlamıştır. Değişen tek şey yeni bir müzik ve dans ritmi değildir, ek olarak 2.Dünya savaşı sonrası büyük caz grupları yerini daha az sayıda müzisyenden oluşan topluluklara bırakmıştır. Ancak şu ayrımı da unutmamak gerekir: O dönemde her ne kadar küçük gruplara olan ilgi artmış olsa da swing tarzı küçük grupların değil büyük orkestraların tercih edildiği bir tarzdır.

Dikkatinizi çektiği gibi çoğu caz müzisyeni siyahtır. Yine de beyaz müzisyenler arasında saksafonist Stan Getz, piyanist Dave Brubeck gibi müzisyenlerin de caz müziğin önemli bir Amerikan müzik formu olarak kitlelere ulaşmasında etkisi büyüktür.

Amerika’da 50’ler, saksafonist Charlie Parker, piyanist Thelonious Monk gibi isimlerin önderlik ettiği ‘Bebop’ formu ile başlar. Her ne kadar trompetçi Miles Davis gibi öne çıkan ünlü isimler olsa da 50’ler sonrası caz müziği, sınıflandırılması zor bir hal almıştır zira birçok yeni alt tür oluşmuştur.

Günümüzde caz müzik , ‘Latin jazz’, ‘Cool jazz’, ’Funk jazz’, ‘Smooth jazz’ gibi birçok alt tür ile karşımıza çıkmaktadır. Yine de ‘Swing’, ‘Bebop’ gibi geleneksel formlar da güncelliğini sürdürmektedir. Birçok Amerikalı sanatçı jazz türünün farklı esintilerini şarkılarına yansıtmaktadır.

‘Blues’

Mississippi deltasından doğduğu düşünülmektedir. Blues sadece jazz formunu geliştirmekle kalmamış günümüz Afro-Amerikan kökenli birçok müzik türüne bir başlangıç noktası oluşturmuştur. Western ve Country müziğin de temelini oluşturmasının yanı sıra diğer toplumların müzikal altyapısını zenginleştirdiği de söylenebilir.

Afro-Amerikalıların kültürü ve tarihi ile birebir bütünleşmiş, yaşadıkları acı anıları ritmine ve şarkı sözlerine yansıtmış olan bir türdür. Blues, aynı zamanda performansı sunan kişinin ruh haline göre biçimlenen de bir türdür, zira, aynı eseri bir müzisyen hızlı bir ritmle, neşeli bir şekilde icra ederken bir diğeri üzüntüsünü dile getirircesine yavaş bir formda sunabilir.

Kadınlar çok geçmeden blues sahnesinde etkin rollerle karşımıza çıkmıştır: İlk kadın Blues şarkıcısı Ma Rainey, çok geçmeden hem kadın Blues şarkıcılarının sayısının artışına hem de genel anlamda kadın vokallerin sayısının artışına zemin hazırlamıştır. Zaman içerisinde artan yoksulluk, işsizlik ve daha özgür olmaya duyulan özlem yüzünden güneyden kuzeye göç eden Amerikalılar, ‘Blues’ formunu da aynı şekilde güneyden kuzeye taşımışlardır. Rock and Roll müziğin de köklerini bu formdan aldığı, Elvis Presley, Jerry Lee Lewis gibi isimlerin Blues esintilerini kendi üsluplarıyla bütünleştirerek Rock and Roll formunu geliştirdikleri düşünülür.

 ‘Rock and Roll’

1950’ler Amerikan kültürüne Rock and Roll ile damgasını vurmuştur. Köklerini Blues’tan alan, ayrıca kilise müziğinden ve country’den beslenen bir türdür. Her ne kadar Elvis ile zirvesine çıkmış olsa da öncesinde Little Richard, Chuck Berry gibi siyahi sanatçılar bu türe temel oluşturmuştur.

Elvis’in zirveye çıkmasında şüphesiz onun müzikalitesi önemli bir faktördür. Ancak en az müthiş sesi ve yorumu kadar ‘yeni bir idol, bir rol model olması’ da Elvis’i ABD toplumunun bir ikonu olarak karşımıza çıkarmaktadır. Elvis sadece bir şarkıcı değildir, o Mississippi’li yoksul bir aileden yetişen sıradan birinin de başarılı ve zengin olabileceğine dair bir ümittir. O bir başarı hikâyesidir. 50’lerin muhafazakâr Amerika’sında ilk kez birinin hakkında toplumda ‘seksi ve yakışıklı’ bir şarkıcı olarak ‘konuşulabilmiştir’. Dolayısıyla ‘Elvis’den önce, hiçbir şey ama hiçbir şey yoktu’ diyen John Lennon, Elvis’in toplumu transforme edici gücünü net bir biçimde ortaya koymuştur. (Benzeri toplumsal etkiyi kadınlar için toplumda yeni bir davranış ve tutum standardı getiren, ‘özgür ve modern kadın’ imajı sunan, Marilyn Monroe oluşturmuştur)

60’lar ve İngilizlerin (Beatles) atılımıyla günümüzdeki ‘rock grubu’ imgesi oluşmaya başlamıştır. 70’lerde rock müzik, ‘acid rock’, ‘country rock’ gibi yeni alt türler oluşturmuştur. Modern rock türüne doğru ilerlerken punk, heavy metal, new wave gibi yeni türler de oluşmaya başlar.

Bu türlerin dışında Country müzik, Western müzik ve Folk müzik de güney kökenli müzik türleri olarak karşımıza çıkar. Bu türler hem güneyden ve blues ekolünden hem de İskoç ve İrlanda ekolünden köken almaktadır.

Şarkıda J.B. Lenoir, kardeşlerinin öldürüldüğü yer olan Alabama’ya bir daha gitmeyeceğini söyler. Mississippi doğumlu, Afro-Amerikalı blues sanatçısı olan Lenoir’ın gerek bu eserinden, gerek diğer eserlerinden zamanın sosyokültürel yapısı ve siyahîlere yaklaşımı hakkında bilgiler edinilebilir. Lenoir, 38 yaşındayken geçirdiği bir araba kazası sonucunda kaldırıldığı hastanede siyahî olduğu gerekçesiyle gerektiği şekilde tedavisine özen verilmediği ve bu yüzden hastaneden taburcu edilmesinden 3 hafta sonra hayatını kaybettiği iddia edilmektedir.

Görüldüğü gibi müzik toplumdan izole değil, aksine kültürün şekillendirdiği bir öğedir. ABD, bir toplum olarak şekillenmeye başladığı zamandan itibaren halkın yaşadığı sorunlar, paylaşımlar, yenilikler kendini değişen ve gelişen müzik formlarıyla ifade etmiştir. İnsanlık var olmaya devam ettikçe müzik-insan etkileşimi de sadece ABD’de değil tüm dünya ülkelerinde var olmaya devam edecektir.

Pelin Bulut

USMER

 Leave a Reply

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

(required)

(required)