Tem 262011
 

Bazı kültürlerde zaman, her an tüketilmekte ve yitip gitmekte olan ‘sınırlı’ bir kaynak olarak görülür. Bu aynen dolu bir küvetin akışa izin verdiğimizde hızla kanalizasyona akması gibidir: bir daha aynı suyu o küvete geri dolduramazsınız, çoktan gitmiştir. Bu yüzden o su kanalizasyona akmadan önce kullanılmak zorundadır, yoksa ziyan olmaya mahkumdur. Amerika’nın da içinde bulunduğu Anglo kökenli çoğu toplumun zamana yaklaşımı bu şekildedir. ‘Time is money’ sözünde belirtildiği gibi zamanın para ile eş değerde görülmesi, zamana verilen önemi vurgular.

Zamanın sınırlı bir değer olarak algılanmadığı Hindistan gibi diğer toplumlarda ise sınırsız olmasa da zaman göreli olarak daha bol olarak algılanmaktadır. Daha eskilere gidersek tarıma dayalı ilk toplumlarda zaman, her yıl mevsimlerle kendini yenileyen sirküler bir yapıda karşımıza çıkmaktadır: Zaman biten her yılla tükenmekte, gelen yeni yılla yeniden başlamaktadır.

Amerika gibi zamana verilen değerin arttığı toplumlarda dakikliğin önemi de paralel olarak artmıştır. Birinin vaktini boşa harcamak adeta hakaret düzeyinde bir kabalık olarak değerlendirilir. Hindistan, Latin Amerika toplumları gibi zamanın daha bol bir kaynak olarak görüldüğü toplumlarda ise insanları tüm gün belli bir amaçla bekletmek ve sonraki gün tekrar çağırmak dahi bir problem olarak algılanmamaktadır.

Zamanın bol bir kaynak olarak ele alındığı toplumlarda iş yaşamında iş ortakları arasında güven esastır. Oysa zamanın sınırlı olarak algılandığı toplumlarda ise kişilerin aralarında güven oluşturacak zamanı yoktur. Bu yüzden kurallar, yasalar ve ilgili yaptırımlarla güven ortamı oluşturulmaktadır.

Amerikalılar herhangi bir konuda düşünürken uzun dönemli (long run) düşünmeyi kısa dönemli (short run) düşünceye tercih etmekteler. Çocukları daha bebekken üniversite hayatlarına kadarki tüm eğitim hayatlarını planlamaları buna örnek verilebilir. Ekonomi biliminin günlük yaşama hediye ettiği kavramlardan biridir: zamanı günlük işleyişin hizmetine sunmak ve bir değişken olarak ele alınmasını sağlamak.

Dolayısıyla Amerika genel itibariyle geçmiş odaklı bir toplum olarak düşünülemez. Aksine geleceği hedefleyen bir toplumdur. Örneğin ölmüş bir akrabası için masraflı bir anıt mezar yaptıran bir kişi duyarsanız göçmen olma ihtimali yüksektir, çünkü çoğu Amerikalı bunun yerine çocuğunun geleceğine yatırım yapmayı seçer.

Geçmişe,Şimdiki zamana ye da Geleceğe Odaklı olma (Future vs.Present vs.Past Orientation)
Önceki paragrafta belirtildiği gibi Amerika,geleceğe odaklanan bir toplumdur. Amerika’nın yanı sıra Brezilya da sosyal dinamikleri göz önüne alındığında bu toplumlara örnek olarak gösterilebilmektedir. Bu toplumlarda gelecek belirsizlik taşımaz çünkü şimdiki zamana dair eylemlerimizle onu şekillendirebiliriz. Doğru bir planlama ve böylelikle eylemlerin kontrol altında tutulmasıyla geleceğin temelleri her an atılmaktadır. Çoğu Amerikalıya göre, yarın, şu andan daha değerlidir.

Geçmişe odaklanan toplumlarda işlerin ‘geleneksel’ yöntemlere göre ilerlemesi söz konusudur. Yönetimde muhafazakar bir çizgide ilerlerken kökleri geçmişe dayanan uygulamaları değiştirmekte oldukça yavaş davranırlar. Japonya,Çin,İngiltere ve çoğunlukla İspanyolca konuşan Latin Amerika ülkeleri bu toplumlara örnektir.
Şimdiki zamana odaklı toplumlar ise kısa zamanda kar elde etmeyi cazip gören toplumlardır. Geçmiş,geçmiştir. Gelecek ise bilinemez, dolayısıyla tek elde olan şey, şu andır. Latin Amerika ülkelerinden kalan diğer ülkeler bu kategoridedir.

Monokronik ve Polikronik Kültürler( Monochronic and Polychronic Cultures)
Monokronik kültürler belli bir zamanda sadece 1 eylemi yapmayı tercih etmektedirler. Yapılacak her şey için belli bir zamana ve o zamanda orada olmaya büyük önem vermektedirler. Belirli bir eylem sırasındaki kesintilere karşı müsamahasızdırlar. Alman toplumu bu tür kültürlere örnek olarak verilebilir.

Polikronik kültürler ise belli bir zamanda birden çok eylemi gerçekleştirmeyi tercih etmektedirler. Örneğin bu kültürden olan bir yöneticinin odasının kapısı açık, telefonları çalarken aynı anda bir toplantı yürütüyor olabilir. Amerikan kültürü, Fransız kültürü bu kültürlere örnek verilebilir.

Bu noktalardan kaynaklanan iletişim kopuklukları ciddi sonuçlara varabilmektedir. Örneğin bir Almanla yapılan toplantı esnasında kendisiyle görüşen Amerikalı yönetici aynı anda telefon kabul ederse bunu kendisine yapılmış bir hakaret olarak algılayabilir. Tam tersi düşünülürse, yani yönetici Alman olursa ise kendisiyle görüşülen Amerikalı, tüm kapıların, telefonların sıkı sıkı kapalı olduğu bir ortamı oldukça soğuk olarak görebilir ve bundan rahatsızlık duyabilir.

Bununla birlikte sadece zaman algısı olarak düşünülürse Amerikan toplumu çoğu kaynakta monokronik olarak da düşünülebilmektedir. Zira zamanı planlama, hayatı planlama demektir. Geleceğe bu kadar değer veren Amerikan toplumu geleceği planlamaya şimdiden başlamakta, her anı planlayarak ve her aktivitenin zamanına riayet ederek yaşamaya önem vermektedir. Programlamaya ve zamana verilen değer, bizi Amerika’nın Almanya, Kanada gibi toplumların da içinde olduğu monokronik toplumlardan biri olarak da düşünülebilmesine imkan tanır.

Salt polikronik öğeler taşıyan toplumlara Latin Amerika, Arap kültürleri örnek verilebilir. Bu toplumlarda belirli bir işin geleneklere uygun olarak tamamlanması, belirli bir zamanda tamamlanmasından ve dakiklikten daha çok önem taşımaktadır. İlişkilere bu toplumlarda çok daha fazla önem verildiğini görmekteyiz.

Pelin Bulut

USMER

 Leave a Reply

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

(required)

(required)